Bir Arap atasözünde, “Hiçbir haber görmek gibi değildir” denir.
Ciltler dolusu kitap okusanız, saatlerce dinleseniz, hatta filmini, belgeselini izleseniz Afrika’nın yoksulluğunu bir defa gözlerinizle görmeye bedel olmaz.
2000 yılında Deniz Feneri Derneği adına Etiyopya’ya gittiğimde bu duyguyu derinden hissetmiştim.
Tipik bir Afrika köyünün tipik bir kulübesinden çıkıp yanıma gelen 8-10 yaşlarındaki çocuk önce çekingen tavırlarla bakmış, sonra da bacaklarına dolanacağı kişiyi keşfeden bir kedinin kıvraklığı ile cipin içinde oturan bana uzanmıştı.
Çocuk, benden gördüğü tebessüme, tebessüm kadar evrensel bir dille cevap vermiş ve kısa kollu gömleğimi fırsat bilip koluma dokunmuştu.
Belki bu onun beyaz bir adama ilk dokunuşu idi. Belki de son dokunuşu olmuştu aynı zamanda. Afrikalı çocuk mutluydu. Dokunmasına izin verdiğim, onu azarlamadığım, ona kaşlarımı çatmadığım için sevinmiş görünüyordu.
Geçtiğimiz Pazar günü Beykoz Korusu’nda Kutup Yıldızı Sağlık Gönüllüleri Derneği’nin ödül merasimini takip ederken 10 yıl önceye götürdü hafızam beni.
Etiyopya’dan döndükten sonra Afrika’ya dair izlediğim her belgesel bir başka ilgimi çekti, daha bir etkiledi beni.
Kutup Yıldızı, 2005 yılında kurulurken bir dizi istişare toplantıları yapmış, o toplantılardan bazılarında ben de bulunmuştum.
Pazar günü davetlilere izletilen sunumla da anlaşıldı ki, kelimenin tam anlamıyla, “Az zamanda çok iş yapmışlar”, nice canlara umut olmuşlar.
Kâh Nijer’de 20 yıl karanlıklar içinde yaşayan bir kadının gözleri açılarak ışık saçılmış, kâh Endonezya’da acılı insanların yaraları sarılarak iyiliklere köprü olunmuş. Kah Pakistan’da deprem sonrası, kardeşliğimizi pekiştirecek yardım faaliyetlerinin altına imza atılmış.
Yurtdışında yaralar sarılırken yurt içinde mesela “Hasta rehberi Projesi” ile örnek bir uygulama içine girilmiş. Bu proje zekice düşünülmüş, ince insanların akıl edebileceği nitelikte, takdire şayan bir çalışma.
Proje, Türkiye’nin dört bir yanından her yaş ve seviyeden hastanın geldiği Numune Hastanesi’nde hastaların yön ve yer bulma ihtiyacını karşılama amacından doğmuş.
Rehberler, en az lise mezunu, nazik, sempatik, hoşgörülü, görünümü düzgün genç ve dinamik bayanlar arasından elemeden geçirilmek suretiyle seçilmekte. Ön elemeden geçenler bir haftalık deneme süresinin ardından göreve başlatılmakta.
Bu çalışma gerek hastalar gerekse hastane yöneticileri tarafından çok büyük ilgiyle karşılanmış, faaliyetin diğer hastanelere yayılması için yoğun teklifler gelmiş.
Kutup Yıldızı gönüllüleri bu proje çerçevesinde, hastane koridorunda nereye gideceğini bilemeyen, tereddütlü dolaşan herkese de ''Yardım edebilir miyiz?'' diyerek yaklaşıp yardımcı oluyorlar. Dernek bu çalışma ile hastane çalışanlarına da büyük destek vermiş, yardım etmiş oluyor.
Bu projenin başka sivil toplum kuruluşları tarafından da dikkatle incelenip diğer hastanelerde ve ülkemizin bütün illerinde uygulanması için seferber olmak gerek.
Zira projeye herhangi bir yerinden katılan herkes bol bol dua alıyorlar. Hem de bir insanın kendini en zayıf hissettiği, duygusallaştığı ve adeta bir adım ilerisini göremez halde bulunduğu bir zamanda.
Sağlık alanında hizmet veren ya da bu alana destek olan kişi ya da kuruluşlara ödüllerin takdim edildiği töreninde Nijer’e gidip katarakt, fistül ve benzeri ameliyatları gerçekleştirmiş doktor, hemşire ve sağlık memurlarının konuşmalarını dinledik.
Konuşmacılar götürdükleri hizmetle, en az hizmet alan kişiler kadar mutlu olmuşlar, hayatlarında yeni bir dönem başlamış. Kutup Yıldızı gönüllüleri konuşurken yüzlerine yansıyan mutluluk ışığı, seslerine yansıyan heyecan ve şevk bütün davetlileri derinden etkiledi.
Nijer’de ameliyatla gözleri açılan bir çocuğun anne babasına ilk verdiği müjde unutulacak gibi değil. Çocuk, “Gözlerim görmediği için çocuklar beni aralarına almıyorlar, oyuna katmıyorlardı. Artık benim de arkadaşlarım olacak, onlarla birlikte oynayabileceğim!” diyordu.
Ameliyatların yapıldığı yerleşim merkezindeki bir Nijerli din görevlisinin Cuma vaazında söylediği şu sözler düşündürücü: “Aramızda Türkiye’den doktor kardeşlerimiz, misafirlerimiz var. Ameliyatlar yapıyorlar, gözleri görmeyen kardeşlerimizi karanlıktan aydınlığa çıkarıyorlar. Hepsine teşekkür ederiz, Allah razı olsun. Gerçi ameliyat edilecek çok kardeşimiz var, benim de gözlerim görmüyor, belki bana sıra gelmeyecek. Ama önemli olan kardeşlerimizin gözlerinin açılmasıdır.”
Konuşmacılardan birisi, “Nijer’e gidip oradaki yoksulluğu, mağduriyeti görünce ne kadar çok nimete sahip olduğumuzu ve şükür konusundaki yetersizliğimizi düşündüm” diyordu.
Ödül verilen derneklerden birisi de Deniz Feneri Derneği idi. Derneğin Muş merkezde 15 bin nüfuslu bir mahalleye hizmet vermek üzere inşa ettiği sağlık ocağı, Filistin’e gönderdiği ilaç, medikal malzeme, sağlık kabinleri ve diğer sağlık hizmetleri göz önünde bulundurularak bu karara varılmış.
Maruz kaldığı iftira kampanyası sonrası Deniz Feneri’ne verilen ödül, sadece dernek yöneticileri ve çalışanları açısından değil, binlerce gönüllü, bağışçı ve yardım alan milyonlarca hayırsever açısından da çok önemli.
Deniz Feneri’nin ödülünü Genel Başkan Av. Mehmet Cengiz teslim aldı. O ödülü alırken ben de Muş’taki sağlık ocağının açılışında konuşan Muş Valisi Erdoğan Bektaş’ın konuşmasındaki bir cümleyi hatırladım.
Bektaş Sağlık Ocağını işaret ederek, “Deniz Feneri ile ilgili söylenenler, yazılanlar..hepsi yalan, bu eser gerçek!” demişti.
Ecdat ne güzel söylemiş;” Eşek ölür kalır semeri. Yiğit ölür kalır eseri.”
Eserleri gören ve ödüllendirenler de, eserleri yapan ve vücuda getirilmesine katkı sağlayanlar kadar övgüyü ve teşekkürü hak etmişlerdir.
“İşte kim zerre ağırlığınca (iman ve ihlâsla) bir hayır işlerse, onu(n karşılığını) görecek.”
(Mü’minler ihlâsla yaptıkları iyiliklerinin karşılığını her iki dünyada, kâfirler ise ancak bu dünyada görebilirler.)
“Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlerse onu görecektir.”
(Ancak mü'minlerin amel defterlerinde gördükleri günahlar, Allah'ın lütfu ile bağışlanabilir. Kâfirler ise, affa uğramayarak karşılığını göreceklerdir.)
(Zilzal Suresi, 99/7,8)
gumuslale@gmail.com